728x90 AdSpace

İÇERİKLER
24 Temmuz 2014 Perşembe

Facebook kullanıcılarına yönelik deneyler

Yakın zamanda National Academy of Sciences tarafından yayınlanan “kitlesel çaplı duygusal bulaşıcılığın sosyal ağlar üzerinden yayılmasının deneysel kanıtı” isimli akademik bir makale Amerika’da olduğu gibi dünyadaki birçok ana akım gazetenin de gündemindeydi. 

Guardian gazetesi çalışmayı bir fiyasko olarak tanımladı. New York Times, Facebook kullanıcılarına birer deney faresi gibi davranıldığını yazdı. Financial Times’ın haberine göre İngiliz denetçileri Facebook deneyinin kullanıcı gizliliği kurallarına aykırı olup olmadığını araştırıyor. Cornell üniversitesinden araştırmacıların Facebook veri bilimi takımıyla hazırladığı akademik bir çalışmanın bu kadar gündem yaratması şaşırtıcı değil mi? Üstelik bu konuda yapılmış ilk araştırma bile değilken.

Kısaca insanların çevresindekilerin duygusal durumundan etkilenerek benzer hissetmesi duygusal bulaşıcılık olarak nitelendiriliyor ve çevrenizdeki mutlu insanların sizin (çoğu zaman siz farkında olmadan) daha mutlu hissetmenizi sağlaması ya da bunun tam tersi bir duygunun size geçmesi olarak açıklanıyor. Psikoloji bilimi bu alandaki araştırmalarına 1985 yılında başlamış.

Facebook deneyi neden farklıydı?
Sosyal bilimlerde yapılan bu tip deneyler genelde küçük kitleleri inceler. Küçük bir grupta dedikodunun nasıl yayıldığı konusu, sosyal ağ analizinin ilk örnekleri arasındadır. Bu tip çalışmalar incelendiğinde, genelde birkaç yüz kişilik örneklemlerle karşılaşırız. Facebook Sosyal Bulaşıcılık Deneyi’nin örneklemi ise 689 bin 3 kişiden oluşuyor. Muhtemelen benzer çalışmalar için tarihteki en büyük örneklem.

Çalışmanın bir deney olarak tasarlanmasıysa oldukça önemli. Sadece geçmiş trendlere bakılıp bir sosyal bulaşıcılık raporlaması yapılmıyor. Deney için seçilen 689 bin 3 kişi farklı gruplara ayrılarak belirli bir süre için “haber kaynaklarında” gördükleri başlıklar sistematik olarak değiştiriliyor. Örneğin bir grubun negatif yorumları görmesi engellenirken, diğer bir grubun pozitif yorumları görmesi engelleniyor. Daha sonra bu etkinin kişinin kendi yorumlarına bulaşıp bulaşmadığı istatistiksel olarak test ediliyor.
 
Yapılan çalışma etik mi?
Sosyal bilimler alanında tamamıyla akademik ortamlarda ve amaçlarla yapılan bu çalışmalarda, deneye katılacak her bir bireyden izin alınır (informed consent). Facebook çalışmayı akademisyenlerle birlikte gerçekleştirmiş olsa da, bu deney için özel bir izin alınmadığı görülüyor. Her kullanıcının bu sosyal ağa kaydolurken (ve muhtemelen çok detaylı incelemeden) kabul ettiği veri kullanım izni, çalışmayı gerçekleştirmek için yeterli görülmüş.
 
Neden bu kadar tepki topladı?
Çalışmanın bu kadar ilgi çekmesinin ve tepki toplamasının sebebi kullanıcıların duygularını değiştirmeye çalışıyor olması. Belirli bir grup, çalışma sonucunda daha mutlu olması yönünde etkilenirken, diğer grup daha mutsuz olması için manipüle ediliyor. Bu çalışmayı “akıl kontrolü” olarak adlandıran makaleler bile basıldı.
Büyük resme baktığımızda pek çok reklam çalışmasının, televizyon dizisinin, sinema filminin ya da tiyatro oyununun da duygularımızı etkilemeye, bizi daha coşkulu, mutlu veya daha hüzünlü hissettirmeye yönelik kurgulandığını görebiliyoruz. Özellikle reklamlar bu duygu değişikliklerinin ticari bir amaca hizmet etmesi için hazırlanıyorlar. Facebook deneyinde yapılansa, duyguların etkilenmesi için arkadaşlarınızın paylaştığı gönderilerin kullanılması.
 
Sonuçlar başarılı mıydı?
Analizi değerlendirirken duyguları kıyaslamak için kullanılan Linguistic Inquiry and Word Count yazılımının metinleri inceleyip doğru atamalar yaptığını kabul etmek gerekiyor. Bu çok güçlü bir kabul, çünkü günlük kullanım dili karmaşık ve bu tip yazılımların doğru sınıflandırmaları yapamadığını gündeme getiren farklı akademisyenler var.

Metinlerden çıkarılan duygu sınıflandırmalarının doğru yapıldığını kabul edersek, deney sonucunda istatistiksel olarak anlamlı farklar çıkmış gibi görünüyor. Yani, istatistiksel açıdan çalışmanın işe yarayıp yaramadığını gösteren P değerleri, farkları anlamlı buluyor. Fakat kontrol gruplarıyla kıyaslandığında, farkların hepsi yüzde birin altında. “Haber akışı” değiştirilerek daha olumlu veya olumsuz gönderiler görmesi sağlanan kullanıcıların yüzde birinden azı bulaşıcılıktan etkileniyor. Ama Facebook’un üye sayısını göz önüne alındığında, bu bile yüksek ve önemli bir kullanıcı sayısına denk geliyor.

Önümüzdeki günlerde Facebook kullanıcılarını neler bekliyor?
Akademik bir ortamda yayınlandığı için bu deney hakkında bilgi sahip olsak da, Facebook verileriyle yapılan diğer çalışmalar hakkında bir bilgimiz yok. Facebook kendi sitesinde her gün binlerce deney yaptığını açıklıyor. Kullanıcıların çoğu farkında olmadan bu deneylerin birer parçası olmuş durumda. Duygusal bulaşıcılık deneyine karşı şekillenen tepki büyürse, Facebook’un bu deneyleri daha şeffaf ve ek izinler alarak devam ettirmesini beklemeliyiz. Veriden bilgi ve gelir üretme baskısı ortadan kalkmadıkça, bu tip deneylerin sonlanmasını beklemekse gerçekçi durmuyor.

Kaynak: HBR Türkiye
  • Blog Yorumları
  • Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Item Reviewed: Facebook kullanıcılarına yönelik deneyler Rating: 5 Reviewed By: KRC Yönetim